Veteriner Kliniğimiz 7/24 365 Gün Açıktır.


  İletişim : (0212) 225 7675 - (0535) 610 20 90 Facebook Sayfamız  Instagram Sayfamız  Youtube

Tüm Yazıları Selçuk Çömlek

Sıvı Azot (Nitrojen) Tedavisi – Kriyoterapi

  • Kriyoterapi Nedir?
  • Sıvı azotla neyi tedavi edebiliriz?
  • Sıvı azot tedavisi acı vericimidir?
  • Sıvı azot uygulamasından ne bekleyebilirim?
  • Sıvı azot tedavisi daima çalışır mı?

Kriyoterapi Nedir?

Sıvı azot çok soğuk bir sıvıdır. Kaynama sıcaklığı -196 derecedir. Temas ettiği canlı dokuları dondurur. Bu dondurma özelliğinden faydalanarak; bazı cilt problemlerine, az miktarda sıvı azot uygulamak, bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Bu tedavinin tıbbi terimi kriyoterapidir.

Sıvı nitrojen (Azot) ile, ne tedavi edebilir?

Siğiller, nasırlar, papillomlar, yüzeysel küçük kitleler, küçük et benleri ve cildin üzerinde küçük topaklar, sıvı azot tedavisi için idealdir. Ama son tahlilde, bunların kararını hekiminizin vermesi gerekir.

Sıvı azot tedavisi, acı verici midir?

Sıvı nitrojen uygulaması, genellikle yaklaşık 10-30 saniye sürer. Cildinize 10-30 saniye boyunca bir küp buz tutmaya çalışın. Biraz rahatsızlık verir. Ama genellikle çok acı verici değil. Cildinize uygulanan sıvı nitrojen de, benzer bir his uyandırır. Biraz daha soğuktur. Ama dayanılamayacak kadar şiddetli değildir.

Sıvı azot tedavisinden, ne bekleyebilirim?

Sıvı bir azot uygulamasından sonra, benler, siğiller veya her ne tedavi edilecekse, kademeli olarak renksizleşecek ve düşecektir. Çevreleyen cilt bazen kızarır ve şişer. Bir iki gün kadar sonra büzüşmeye başlar. Belirtileri hafif bir yanmaya benzer. Bazen üzerinde kabuk oluşabilir. Kabuğu kaldırıp temizlenip, pansuman yapılabilir. Yeni cilt hızla oluşur ve kabuk veya kabarcıklar kaybolur. Kozmetik sonuç, iyileşme yüksek oranda iyidir.

Sıvı azot tedavisi her zaman çalışır mı?

Sıvı azot tedavisi ile iyileşme oranı çok yüksektir. Bununla birlikte; büyük siğiller veya benler bazen daha uzun sürebilirler. Tam köke ulaşmak için, birkaç hafta boyunca, iki veya daha fazla sıvı azot tedavisine ihtiyaç duyulabilir.

Sıvı azot tedavisinin avantajları nelerdir?

Yapılacak işlem ,için anestezi gerekli değildir. Bu yöntemle alınması gereken kitlenin, alınması için bir operasyon riskini ortadan kaldırır. Anestezi riski taşıyan canlılarda, (şeker hastalarında, karaciğer ve böbrek hassasiyeti olan, yaşlı hastalarda)  bu riski ortadan kaldırır. Güvenlidir. Başarı şansı çok yüksektir. Operasyon öncesi ve sonrası hazırlık ve bakım çalışmalarını ve maliyetini çok düşürür.

Devamını Oku

Saksağan Bakımı, Besleme ve Büyütme


Saksağan Kuşları Besleme ve Özellikleri.
Saksağan, kargagiller familyasından olan uzun kuyruklu kuş türlerini kapsayan bir cinsidir. Uzun kuyruklu karın, omuz ve el uçma tüylerinin iç tarafları beyaz olan kuş cinsidir. Metalik yeşil olan kuyruk türlerinin uçları parlak mavi, ayak ve gaga kısımları siyahtır. Boyları ortalama 46 cm civarıdır. Kuyruk uzunluğu 25 cm’yi bulur. Yerde sıçrayarak gezmektedirler. Kuyruğunu dikerek sağa sola sallar. Böcekler, kuş yumurtaları, solucanlar ve leşler ile beslenmektedirler. Çığırtkan bir sesi vardır. Küçük kuşların yavru ve yumurtalarını çalıp yuvalarını bozmaktadırlar. Meyvelere zarar vermekle beraber, tarla farelerini de avlamaktadırlar. Hırsız bir kuş olarak şöhret yapmıştır. Boncuk, elmas gibi parlak eşyaları kaparak yuvasına götürür. Emniyetli çalılıklar arasında veya yüksek ağaçlarda yuva yaparlar. Yuvanın üzerine dikenlerden çatı yaparlar. Yumurtladığı 4 5 yumurtanın üzerine yalnızca dişileri kuluçkaya yatmaktadır. Kuluçka süreleri 12 gündür.

Devamını Oku

Kedi ve Köpekte İshale Yol Açan, Önemli Bir Parazit “GİARDİA”

Giardia sindirim sistemine yerleşen bir parazittir. Protozoonlar sınıfına bağlıdır.

İshalin sık rastlanılan sebeplerinden biri Giardia’ dır. İshalle beraber iştahsızlık ve halsizlik de yapar. Parazit tedavileri olmayan bir çok sokak hayvanı taşıyıcısıdır. Oral-fekal temas yoluyla alınan parazitler, enfeksiyona yol açar. İshale bağlı su kaybından dolayı vücut aşırı susuz kalır. Hastalık ileri durumlarda ölüme bile yol açabilir. İshal durumlarında gecikmeden veteriner hekiminize başvurmanızda fayda var.

Tanısı kolay ve tedavisi olan bir hastalıktır.

Yapısı: Vücutta aktif yaşayan formu trofozoitlerdir. Trofozoitler iki taraflı simetrik yapı gösterirler. İki çekirdeği vardır. Sekiz adet kamçıları bulunur. Ancak iki kamçı doğrudan vücuttan çıkar.

Kistler ise aktif olmayan ama bulaştıktan sonra aktif hale geçip hastalık yapabilen formlarıdır. Kistler elipsoidaldir. Kistler klorlanmaya karşı dayanıklıdır.

Türleri: Giardia canis köpeklerde, Giardia cati ise kedilerde görülür.

Yaşam Çemberi: Türlerin büyük bir kısmı ince bağırsakta yaşar. Pinositozisle (Hücre yüzeyinde cep oluşturarak sıvı besinleri sitoplazmasına alması) bağırsak sıvısından beslenir. Eşeysiz (mitoz) olarak ikiye bölünerek çoğalır. İnce bağırsakların arka kısmına geldiklerinde kistlenmeye başlarlar. Bulaşma kistlerin ağız yoluyla alınmasıyla olur.

Patolojisi: Parazitler, bağırsak villuslarında veya kriptlerinde epitel hücrelerin fırçalı yüzeyine tutunurlar. Kripterde bulunan parazitler yapısı değişik mukus salgılayarak yangı oluşturur ve sekresyon faaliyetlerini bozar.

Villus epitellerine tutunanlar ise sayıca giderek artan parazitlerin zarar vermesiyle yangı şekillendirir. Özetle yangı, sekresyon ve absorbsiyon bozukluğuna yol açar.    ,

Klinik Belirtiler: Bir çok olay semptomsuz seyreder. Klinik bir tablo şekillenmişse başlıca belirtiler yangıya bağlı ishal ve absorbsiyon bozukluğuna bağlı yağlı dışkıdır.

Tanı: Dışkıdan yapılan frotiler giemsa yöntemiyle boyanarak parazitler aranabilir

Sağaltım: Mepacrine, metronidazol, tinidazol 2-7 gün uygulanır. Gerekirse 3-4 gün sonra tekrarlanır. Sıvı desteği de gerekli olabilir. Laktaz enzimi eksikliği nedeniyle hayvanlara süt verilmez.

Devamını Oku

Şeker Hastalığı

Şeker Hastalığı (Diabetes Mellitus) Nedir?

Diabetes mellitus, kanınızdaki şeker (glukoz) miktarı, olması gereken miktarın üzerine çıktığında, karşımaıza çıkan hastalıktır. Bunun iki nedeni vardır. Namı değer şeker hastalığı. Birincisi pankreasın yeterli miktarda insülin üretememesidir. İkinci sebebi de; vücudunuzdaki hücrelerin insüline direnç kazanmasıdır.

Vücudunuz normalde glikozu nasıl düzenler?

Yemek yediğinizde, kanınızdaki glikoz miktarı hızla artar. Çünkü yediğiniz yiyecek glikoza dönüştürülür. Glikoz, hücreleriniz için kullanılabilir enerji demektir. Glikoz bütün hücrelerimize taşınması için, kana girer. Kan yoluyla da, enerji, çepeçevre bütün vücudumuza ulaştırılır. Pankreasınızdaki özel hücreler glikoz artışını hisseder ve kanınıza insülin salınımını başlatır. İnsülinin pek çok farklı işi vardır. Bu görevlerden en önemlilerinden birisi, kandaki şeker düzeyini düşürmeye yardım etmektir. Bunu, kanınızdan hücrelerinize glikoz taşıyan bir sistemi, aktive ederek yapar. Aynı zamanda karaciğerde glikojenaz adı verilen bir enzimi uyararak kan şekerini düşürür. Bu molekül, daha sonra karaciğerde depolanan ve ilerde kan şekeri düşecek olursa kullanılan, uzun bir glikoz dizgesi olan, glikojen yapmaktan sorumludur. İnsülin vücuda etki ederken, kandaki glikoz miktarı yavaş yavaş, yemek yediğinizden önceki, normal seviyesine geri döner .. Yakın zamanda yemediyseniz (açlık glikozu olarak adlandırılır) bu glikoz seviyesi 3,5-6 mmol / L civarındadır (70-110 mg / dL). Yemekten hemen sonra, kan şekeriniz ne yediğinize ve ne kadar yediğinize bağlı olarak 7.8mmol / L’ye (140mg / dL) kadar yükselebilir.

Kedilerde normal kan şeker seviyesi,  74-159  mg/ml Köpeklerde de  70-143  mg/dl kabul edilir. Kan alma esnasında, bilhassa kediler biraz daha stresli oldukları için, diğer semptomlar da mutlaka değerlendirilerek, 200 mg/ml civarına kadar bir esneklik olduğu düşünülebilir.

Diabetes mellitusta ne olur?

Tip 1 ve tip 2 olmak üzere, iki tip şeker hastalığı türü vardır. Her iki tipte de, vücudunuz kandaki şekeri hücrelerinize taşımakta sorun yaşıyordur. Buda, kanınızdaki yüksek glikoz seviyelerine ve hücrelerinizdeki glikoz eksikliğine yol açar. Tip 1 ve tip 2 diabetes mellitus arasındaki temel fark, kan şekerinin normal aralıktan sapmasına neden olan altta yatan mekanizmalardır.

Tip 1 DM:

Tip 1 şeker hastaları, vücutlarında insülin eksikliğinden muzdaripdir. Tam nedeni tespit edilmemiş olmasına rağmen, insülin üreten hücrelerin vücudun kendi bağışıklık sistemi tarafından tahrip edildiği açıktır. Bu, bağışıklık sisteminin vücudun hücrelerinin bazılarının yabancı olduğuna inandığı ve onları imha amaçlı hedeflediği bir süreç olan otoimmünite nedeniyle oluşur. Sonunda vücut tüm bu hücreleri yok eder ve diyabet semptomları ortaya çıkar.

Tip 2 DM:

Tip 2 diyabetliler hala insülin yapabilir, ancak hücreleri bir derece insülin direncine sahiptir. Tip 2 diyabet, insülin direnciyle başlayan ve insülin salınımının kaybedilmesine neden olan bir sürekliliktir. Hücreler başlangıçta insüline dirençli hale geldiğinde, vücut bu etkiyi azaltmak için yapılan insülin miktarını arttırır ve glikoz seviyelerini normal aralıkta tutar. Aslında, erken tip 2 diyabetlilerin vücutlarında diyabetik olmayanlara göre daha yüksek insülin seviyeleri vardır. Sonunda vücut yeterince telafi edilemez ve kan şekeri seviyeleri yükselmeye başlar. Pankreas hücreleri, fazla insülin üretmek ve sonunda tükenmek için fazla mesai üzerinde çalışmaya başlarlar. Tip 2 diyabet ilerlemeye devam ederken, hastalar vücutlarında moleküllerden yeterince olduğundan emin olmak için insülin kullanmaya başlamalıdır.

Diabetes mellitus’un belirtileri nelerdir?

İlk belirtiler:

Tip 1: Tip 1 diyabetin klasik ilk görülen belirtileri; sürekli susama hissi, sık sık idrara çıkma, kilo kaybı, açlık, açlıktan dolayı yorgunluk. Kan glikoz seviyeleri arttıkça, vücut idrar içindeki aşırı glikozu gidermeye ve su alımını arttırarak kanı seyreltmeye çalışır. Bununla birlikte, birçok hasta başlangıçta diyabetik ketoasidoz adı verilen bir durumda çok hastaneye geldiğinde teşhis edilmektedir. Bu, hücreler alternatif enerji üreten mekanizmalar kullandıklarında ortaya çıkar ve ketoasitler olarak adlandırılan yüksek seviyedeki yan ürünlere yol açar. Ketoasitler kanları asitlendirir ve tehlikeli asit temel bozulmalarına neden olur. Diyabetik ketoasidoz karın ağrısı, mide bulantısı / kusma ve uyuşukluğa neden olur ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durumdur.

Tip 2: Tip 2 DM semptomları tip 1’e benzer, ancak genellikle hayatın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkar ve daha yavaş bir şekilde başlar. Hastaların% 40’ında semptom yoktur. Diğer % 60 artan susuzluk ve idrara çıkma, diyabetik ketoasidoz veya hastaneye kaldırılmayı gerektiren ağır dehidrasyon durumundaki hiperozmolar hiperglisemik durum olarak görülebilir.

 

Diabetes mellitus’un uzun vadeli komplikasyonları:

Diyabetin, koroner arter hastalığı, kardiyovasküler hastalık, periferik damar hastalığı ve serebrovasküler hastalık gibi başlıca komplikasyonlarının çoğu, vücuttaki büyük damarların hasar görmesinden kaynaklanır. Yüksek glikoz seviyeleri, kandaki arter duvarları da dahil olmak üzere vücudun kronik iltihabına neden olur. Bu kronik iltihap ateroskleroza,  arter duvarları üzerinde, lifli parçacıklarla, bir plak oluşumuna yol açar. Bu, arterleri daraltır ve damarlarda azalan kan akışına yol açar. Buna ek olarak, bu plakalar kopar ve kan akışını engelleyen bir kan pıhtısı oluşumuna neden olabilir. Eğer bu beyinde veya kalpte meydana gelirse, inme veya kalp krizine neden olur. Yüksek kan şekeri seviyeleri aynı zamanda vücuttaki en küçük damarlara da zarar verebilir. Bu da uzun vadede mikro vasküler komplikasyonlara yol açabilir. Bu hasar hem kan damarlarındaki hücreleri yok eder, hem de kan akışının azalmasına ve doku ölümüne neden olur. Kötü kontrol altındaki diyabet retinopatiye (gözlerde retinada hasar, körlüğe yol açabilir), nefropati (böbrek yetmezliği ile sonuçlanan böbrek hasarı), nöropati (sinirlerde tahriş hissi veya karıncalanmaya neden olabilen hasar) ve gastroparezise (Kronik kusma ve karın ağrısına neden olan sindirim sisteminizin işlev bozukluğu) neden olabilir. Bu semptomların tümü, glikozun kan damarlarına hasar vermesinden kaynaklanmaktadır.

Diyabetin vücudun bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir olumsuz etkisi vardır. Yüksek glikoz seviyeleri bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırır. Bu hücreler sonunda bitkinleşirler ve duyarsızlaştırılırlar. Saldırgan patojenlere karşı etkinlikleri azalır. Yeterince kontrol  altında olmayan diyabetikler, şiddetli cilt enfeksiyonlarına daha yatkındır. Pnömoni veya idrar yolu enfeksiyonları gibi enfeksiyonlar için tedavi süreleri daha uzun olur.

Nasıl bu hastalığa yakalanırız?

Tip 1 şeker hastalığına kimlerin maruz kaldıklarını veya nasıl önleneceği belli değildir. Tip 1 diyabetin başlıca nedeni otoimmünitedir. Çevre faktörleri muhtemelen en büyük risk faktörüdür. Tip 2 diyabet ise doğrudan obezite ve diyetle ilgilidir. Kilolu bireyde insülin dirençi daha yüksektir, Tip 2 diyabete de daha yatkındır. Uygun sportif aktivite ve sağlıklı bir diyet, tip 2 diyabet önlemenin en önemli unsurlarıdır. Genetik yatkınlık da her iki tip şeker hastalığının hazırlayıcı sebeplerindendir. Tip 2 diyabetin genetik yatkınlığı daha ileridir.

Bunu nasıl tedavi edersiniz?

Tip 1 diyabetin tek etkili tedavisi, bu hastalar artık üretmediği için, insülin uygulamaktır. Birçok farklı insülin tipi ve farklı rejimler vardır. Ancak birçok hasta yemek öncesi kısa etkili bir insülin kullanır, gece için takviye olarak, uzun etkili bir insülin kullanacaktır. Son teknolojik ilerlemelerle geliştitirilen bir tedavi yöntemide; insülin seviyeleri girilen bir makinenin, bir algoritmayla hesaplanan insülini vücuda pompalamasıyla yapılır.

Tip 2 diyabetiklerin daha fazla seçeneği vardır. Hafif hastalığı olan tip 2 diyabetikler için ilk terapi, yaşam tarzı değişikliğidir: Kilo vermeye yardımcı olan egzersizli sağlıklı bir diyet. Eğer bu başarısız olursa, kullanılan ilk ilaç tipik olarak metformindir; karaciğerin glikoneogenez adı verilen bir süreçte glikoz yapmasını durduran bir ilaçtır. Ayrıca, hücreler üzerinde bulunan insülin reseptörlerinin sayısını arttırır, bu nedenle insülin için daha duyarlı hale gelirler. Metformin ve insülin terapisi arasında pankreastan insülin salınımını artırmaya yardımcı olan birkaç ilaç bulunmaktadır. Bunlar, sülfonilüreler, a-glukosidaz inhibitörleri ve glinides içerirler.

Ek Bilgiler:

  • Bazen, hamile olanlar gebelik süresince diyabet geliştirebilirler. Bu süreç gebelik diyabeti olarak adlandırılır. Bu genellikle doğumdan sonra normale döner. Ancak hamilelikten sonra da devam edebilir. Gebelik diyabeti, tip 2 diyabete benzer: Bu hastalığın işareti insülin direncidir. İnsanlarda, ikinci üç aylık dönemde, gebeler insüline olan direncini arttırır ve muhtemelen fetusa glikoz vermeyi artırmak için, daha yüksek kan şekeri düzeylerine sahiptir. Hamile pankreasta üretilen insülin miktarını artırır, ancak gebelik diyabetli olanlar, yeteri kadar üretemez ve gebelik boyunca işlevsel olarak tip 2 diyabet haline gelirler. Hayvanlar için de bu konu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Diyabet bazı hastalıklara karşı vücudunuzun tepkisini değiştirebilir. Örneğin, kalp krizi geçiren diyabet hastalarının atipik semptomlarla (ve çoğu kez göğüs ağrısı olmadan sunulması) daha olası olduğu düşünülmektedir. Bu muhtemelen kısmen sinir hasarından kaynaklanmaktadır. Birçok diyabetik kişi, periferik sinir hastalığına; ayak parmaklarında ve ayaklarınızda uyuşukluk hissi ve karıncalanma hissi ve bu ekstremitelerde ağrı tanımada zorlanmaya neden olan sinir koşullarına sahiptir. Bu hastalar, kalpleri de dahil olmak üzere vücudun diğer bölgelerinde de sinir hasarına sahip olabilirler. Atipik semptomlar kalp krizi tanısında gecikmeye yol açarlar.
Devamını Oku

Kurtuluşun sakinleri..

İnsanlar nefes alır. Üşür, acıkır, aşık olur. Ölür. Korkar, kalpleri vardır, börek yetmezliği de olurlar.

Strese girer beyin kanaması geçirirler. Kalp krizi geçirirler: Muhabbet kuşları da…

İnsanlar sistit olurlar, idrar yolları enfeksiyonu. Kedilerde 🙂

İnsanlar oksijen alır, karbondioksit verirler. Köpeklerde. Gerçekten…

İnsanlar böbreklerinden süzme işlemi yaptıktan sonra işerler. Develerde.

İnsanlar, bal yerler. Sahtesini anlamadan. Ayılar da balı severler.

İnekler dışkı yaparlar. İnsanlarda. Köpekler korktukları için bağırırlar, karşısındakini caydırmak için. İnsanlarda.

Filler de yaşlanır. Yaşlılıklarında kimseye yük olmak istemezler. Kimseler onları zayıf görsün istemezler. Gençliklerindeki gibi hatırlanmak isterler, eski zamanlardaki davranılsın isterler. Sayılmak istenirler. Sevilmek. İşe yaramak. Aranıp sorulmak, özlenilmek, sevilmek isterler. Üşürler, birileri üstlerini örtsün, elini tutsun isterler… sevgi dolu gözlerle,  gözlerine bakılsın isterler. Seni seviyorum deyip, sıcacık bi sarılış için neler vermezler.

Penguenler buz gibi iklimlerde yaşarlar, yumurtalarını soğuktan korumak için gerekirse kendilerini feda ederler, yavrularını severler, minik kuşlarını,,,

Anne aslan avlanmayı bilmeyen yavrularına yiyecek götürür. Yemez yedirir..

Anne kuş çocuklarına yiyecek bulur getirir, kendi ağzından yavrularını besler, tüyleninceye kadar, yuvadan uçuncaya kadar. Bizim çocuklarımıza baktığımız gibi yuvadan uçuncaya kadar…

Anne kedi bebeklerini güvenli bir yere bir taşır. Uzaklaşmalarına izin vermez. Kalabalıkta kızının  elini sıkıca tutan baba gibi onları tehlikelerden korumaya çalışır, elinden geldiğince..

Hepimiz yeriz, içeriz, sığınacak bir yere ihtiyacımız vardır. Hepimiz aynıyız , duygularıyla kaygılarıyla. Hepimiz kıskanırız. Yoktur aslında birbirimizden farkımız. Aynı yerlerden geçeriz, aynı yollardan. Hepimizin yüreği burkulur. Hepimizin kalbi vardır. Minicik kalbi pıt pıt atar bir yavru köpeğinde, bir insan bebeğinin de, bir kanaryanın da. Aynıyız aslında her şeyimizle . Yoktur birbirimizden farkımız. Hasta beyinler yaratır farkları, ırkları, mezhepleri, hepimiz aynıyızdır aslında . Akciğerlerimiz vardır oksijen almak için. Var olduğumuzdan beri. Yaşam mücadelesi veririz. Aynı sokaklarda. Biz biriz. Hepimiz biriz. Yok farkımız. Pıt pıt atan minik kalplerimiz aynı . Çocuklumuz aynı, olgunluğumuz aynı, yaşlılığımız aynı, korkularımız, itilmişliğimiz… Aynı. İçtiğimiz su aynı , hepimiz yağmurda ıslanırız, aynı gökyüzünün altında, aynı yerlerde doğarız. Ve yaşarız. Hepimiz aynı canız. Aynı nefes, aynı kalp, aynı göz, aynı aynı. ve aynı ölüm, aynı toprak.

Aynı ağaç, aynı kuş, aynı yaprak. Aynı can.

Biz aynı sokağın çocuklarıyız.

Okula giderken beslediğimiz Zeytin. Köşe başından ağır aksak yürüyüşüyle çıkıp gelen Quik. Işıl ablanın beslediği Semazen. Üst kat komşumuzun su fırlattığı, mart ayında şehvetle bağıran Fistan. Merdivenlerde beslediğimiz yavrular…

Aynı damarlarda akıyor bu kan. Aynı apartman da komşuyuz. Aynı muhitin sakinleriyiz. Yok birbirimizden farkımız, üstünlüğümüz, aşağılığımız. Aynı göğün derinliklerinde kaybolup, aynı nehirde yıkanıyoruz. Ya hep beraber birbirimize sarılıp cennetimizi yaratacağız. Ya da cehennemimizi.

Bir kalp atışı kadar olan hayatta, bir nefes kadar ömürde, bir göz açıp kapayıncaya geçen yıllarda, aynı canız, biziz, beraberiz, biriz, tekiz.

Devamını Oku

Minik canlar :)

Hastalarımız. Hepsinin ortak yönü, pıt pıt atan minik kalplerinin olması. Fiziksel olarak küçük oldukları için, etraflarındaki büyük canlıların avı olacakları korkusuyla yaşıyorlar maalesef. Güdüsel olarak bu korku, bizleri de sanki onları yiyecekmişiz gibi düşünüp, bizlere de ona göre tepki vermeleri. Bu yüzden güvenlerini kazanmak zor oluyor.

O minicik vücutlarına rağmen, dünya değerlisi olup, kalbimizi çalıveriyorlar. Hepsine sağlıklı ve mutlu hayatlar diliyoruz.

Devamını Oku

Keklik

Keklik Familyası: Sülüngiller (Phasiandae). Yaşadığı yerler: Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da. Özellikleri: Güvercin iriliğinde, kendine has ötüşü olan bir kuş türü. Ayakları ve gagası kırmızıdır. Ovalarda yaşarlar. Ömrü: 15-20 yıl. Çeşitleri: Kınalı keklik, çil keklik, kırmızı başlıklı keklik, bambu kekliği Ünlü türleridir.

Sülüngiller ailesinden çalılık, ovalık ve orman kenarlarında çiftler veya toplu halde yaşayan, göçmen olmayan bir kuştur. Türlere göre boyları 26-35 cm arasında değişir. Sırtları toprak renginde olduğundan yerde gezerken fark edilmeleri zordur. Kurtçuk ve tane ile beslenirler. Buğday filizlerinin uçlarını yiyerek zarar verirler. Gagası ve ayakları kırmızıdır. Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da bol rastlanan keklikler, hayatlarını doğdukları topraklarda geçirirler. Yavrular büyüyünce de ana-babalarını terk etmezler. Ürkütülmedikleri takdirde yürüyerek tavuklar gibi besin ararlar. Tehlike halinde gürültülü şekilde kanat çırparak havalanır ve çok hızlı uçarlar. Otlar arasında açtığı çukurlarda barınır. 12-15 yumurta yumurtlarlar. 25 gün kuluçkaya yatarlar. Dişinin yavrulara karşı muhabbeti çok fazladır.

Kekliğin çok türü vardır. Kınalı keklik, çil keklik, kırmızı başlıklı keklik, bambu kekliği en ünlüleridir. Dağlık ve ekilmemiş arazilerde yaşayan kınalı keklik ülkemizde, Trakya ve Anadolu’da sürüler halinde bulunur. Sırtı kızılımsı gri, gerdanı beyaz, gagası ve ayakları kırmızıdır. Ovalarda ve fundalıklı yerlerde yaşayan çil kekliğin göğsünde at nalı şeklinde kahverengi bir leke vardır. Sırtı sarımsı kahverengi, yanakları ve gerdanı pas rengindedir. Kanatlarında da beyaz ve boyuna kesik çizgiler bulunur. Ülkemizin Orta ve Doğu Anadolu’nun açık arazi ve tarlalarında rastlanır.

Kekliğin eti lezzetli olduğundan yırtıcı kuşlar, tilki ve çakal gibi hayvanlar tarafından da avlanır. Tehlike anında erkek keklik yavru ve dişiyi kurtarmak için ölüm pahasına gürültüyle havalanarak avcıları peşine takar. 15-20 yıl kadar yaşarlar.

Devamını Oku

Vestibular Sendrom

Riketta teyze birgün köpeği Johny ile geldi. Johny rahatsızlanmıştı. 15 yaşındaydı. Beraber çok uzun ve mutlu yılları geçirmişlerdi. Riketta teyze de genç değildi. Johny’nin yaşının ileri olduğunu bildiği için de extra endişeleniyordu.

Devamını Oku

Beslenmeyle İlgili Bir Kaç Fikir

Hayvanlara yemek hazırlarken onlara; yağlı, tuzlu, baharatlı, salçalı vs. yemekler hazırlamaktan zevk alırız. Sanki kendimiz yiyecekmişiz gibi, kendi damak zevkimize, lezzetimize uygun. Halbuki onlar biz değil. Bize masum ve lezzetli görünen bu gıdalar, onlar için ilerde karaciğer, böbrek, sindirim sistemi, üriner sistem, kalp ve buna benzer pek çok sağlık problemlerine yol açar.

Devamını Oku

Kabızlık

Kabızlık Nedir?

Kabızlık; dışkının boşalamaması durumudur. Dışkı tam boşalamayabilir, kısmen boşalabilir, dışkı incelebilir ve dışkılamada ağrı yaşanabilir. Yapma sıklığı artabilir. 48 saat boyunca dışkılama olmuyorsa mutlaka bir veterinere danışmalısınız.

Devamını Oku

Unutmayın, onların da dişleri var.!

Dişlerinizi fırçalamadığınız zaman nasıl olduklarını bir düşünün. Aynısı hayvanlarımızın dişlerine de oluyor. Ve eğer siz hayvanınızın dişlerine gereken ilgiyi göstermezseniz, bütün hayatı boyunca yaşacagı problemlere yol açmış olusunuz.

Devamını Oku

İç Parazitler

Şeritler petlerimizi enfekte eden diğer bir grup parazittirler. Hayat dönğülerinin nasıl olduğu artık bilinmektir. Artık ne hayvanlarımız ne de bizler için korkutucu bir tehlike değildirler.

Devamını Oku

Köpeklerde Kulak Proplemleri

“Köpeklerin genel kulak hastalıkları ve bunların önlenmesine yardımcı olacak bakım bilgileri, tavsiyeler.”

Sağlıklı Kulağın Görünümü

Temiz, kokusuz, soluk pembe görünümlü, çok az kulak kirinin varlığı, kulağın tüy yapısındaki normallik, sağlıklı kulakların belirtisidir.

Devamını Oku